dimanche, mai 24, 2009
Paris Belediye Başkanı Betrand Delanoe, 1 temmuzda başlayacak olan Fransa’da Türkiye Sezonu başlıklı etkinlikler çerçevesinde kentin altın anahtarını Nuri Bilge Ceylan, Orhan Pamuk ve Ara Güler’e teslim edecek.
Etkinlikler, başkent Paris’in ünlü Trocodero Meydanı’nda, Anadolu Ateşi Dans Topluluğu’nun gösterisi ve Mercan Dede konseriyle başlayacak. Paris’in ünlü Louvre Müzesinde Osmanlı Kaftanları ve Grand Palais’de Çağlar Boyu İstanbul konulu sergiler, sezonun en önemli etkinlikleri arasında yer alıyor. Etkinliklerle Türkiye’yi ziyaret eden Fransız turist sayısının yılda 750 binden 1 milyona çıkarılması ve Fransız toplumuna Türkiye’nin daha iyi tanıtılması hedefleniyor. AA
dimanche, avril 05, 2009
Nouveau Bessa III
Nouvel appareil de photo Voigtlander :

Vue de doq:

he BESSA III is a high portable, folding bellows camera that allows extremely high-quality images to be taken using a high-performance lens unit. The camera is equipped with an unique mechanism for switching between to film formats.
Type:
6 x 7 type rangefinder folding camera
Film format
6 x 7 and 6 x 6 by selector switch
6 x 7 size: 56 x 69mm
6 x 6 size: 56 x 56mm
Film
120 or 220 roll film
Frames
6 x 7 size: 120 – 10 shots,
220 – 20 shots
6 x 6 size: 120 – 12 shots
220 – 24 shots
Lens
HELIAR 3,5/80mm
6 elements in 4 groups
Angle of view: 6 x 7 size = 57°
Angle of view: 6 x 6 size = 53°
Focusing
Manually controlled helicoid
Focusing range
0,9 m – inf.
Finder
Coincidence type rangefinder with bright frame and automatic parallax correction.
Macro ratio
X 0,7
Diopter correction
Eyepiece diopter (19mm tread) can be screwed on.
Indicators in view finder
LED
- Aperture Priority Auto Mode and properly set shutter speed indicator lit.
- Manual exposure mode
- Battery consumptoin warning
Shutter
Electronically controlled lens shutter. Shutter speed 4s – 1/500 sec.
Exposure control
Center weighted average metering. Exposure compensation: +/- 2 by 1/3 steps
Film speed
Manually set. ISO25 – 3200 by 1/3 steps
Film winding
By film advance dial
Film counter
Additive type with auto reset, automatically switched to 120 or 220 type synchronized with film type selector switch on film pressure plate.
Battery
X1 CR2 Lithium battery
Size
178mm x 109mm x 138 mm or 64mm (closed)
Weight
1,000g
Price 1.999,- €
This camera will be delivered
in May 2009

Vue de doq:

he BESSA III is a high portable, folding bellows camera that allows extremely high-quality images to be taken using a high-performance lens unit. The camera is equipped with an unique mechanism for switching between to film formats.
Type:
6 x 7 type rangefinder folding camera
Film format
6 x 7 and 6 x 6 by selector switch
6 x 7 size: 56 x 69mm
6 x 6 size: 56 x 56mm
Film
120 or 220 roll film
Frames
6 x 7 size: 120 – 10 shots,
220 – 20 shots
6 x 6 size: 120 – 12 shots
220 – 24 shots
Lens
HELIAR 3,5/80mm
6 elements in 4 groups
Angle of view: 6 x 7 size = 57°
Angle of view: 6 x 6 size = 53°
Focusing
Manually controlled helicoid
Focusing range
0,9 m – inf.
Finder
Coincidence type rangefinder with bright frame and automatic parallax correction.
Macro ratio
X 0,7
Diopter correction
Eyepiece diopter (19mm tread) can be screwed on.
Indicators in view finder
LED
- Aperture Priority Auto Mode and properly set shutter speed indicator lit.
- Manual exposure mode
- Battery consumptoin warning
Shutter
Electronically controlled lens shutter. Shutter speed 4s – 1/500 sec.
Exposure control
Center weighted average metering. Exposure compensation: +/- 2 by 1/3 steps
Film speed
Manually set. ISO25 – 3200 by 1/3 steps
Film winding
By film advance dial
Film counter
Additive type with auto reset, automatically switched to 120 or 220 type synchronized with film type selector switch on film pressure plate.
Battery
X1 CR2 Lithium battery
Size
178mm x 109mm x 138 mm or 64mm (closed)
Weight
1,000g
Price 1.999,- €
This camera will be delivered
in May 2009
jeudi, mars 26, 2009
Nedir bu ERGENEKON
Nedir bu Ergenekon?
8/01/09 - 15:06
8/01/09 - 15:06
Ahmet Şık
Dün (7 Ocak 2008), 6 ayrı ilde eş zamanlı gerçekleştirilen “10. Dalga” Ergenekon operasyonlarında hepimizin bildiği gibi üst düzey isimlerin de aralarında olduğu 40’a yakın kişi gözaltına alındı. 28 Şubat postmodern darbesinin önemli isimleri eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel, MGK eski Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç, Eski Harp Akademileri Komutanı emekli orgeneral Kemal Yavuz ve YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz ile “Sabetay avcısı” Yalçın Küçük, Susurluk çetesinin baş aktörlerinden eski Özel Hareket Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ile yeğeni Erdal Şahin, Bedrettin Dalan’ın oğlu Barış Dalan’ın da aralarında bulunduğu zanlılar arasında bir yarbay, 4 albay, bir yüzbaşı, 2 binbaşı, bir üsteğmen olmak üzere 9 muvazzaf subay da yer alıyor. Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evinde ise sadece arama yapıldı. Yurtdışında bulunan Bedrettin Dalan ise arananlar arasında. Son operasyonla, şu ana kadar Ergenekon soruşturması çerçevesinde toplam altı emekli paşa gözaltına alınmış oldu. Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz de Ergenekon soruşturmasının firari sanığı olarak aranıyor.
Gazeteci kılığındaki çeteci
Ergenekon ismi ilk kez NATO’nun kontrgerilla örgütlenmesi olarak bilinen Gladio’nun Türkiye’deki yapılanması şeklinde gündeme geldi. Özel Harp Dairesi olarak da bilinen yapılanmanın, siyasetçilerden bilim adamlarına, medya mensuplarından hukukçulara kadar uzandığı iddiaları sürekli gündemde kaldı. Bu örgütlü yapının soruşturulmasına dayanak oluşturan bilgiler, 2001’de kendisini gazeteci olarak tanıtan ve JİTEM adını kullanarak dolandırıcılık yapan Tuncay Güney’in ofisine yapılan baskınla ele geçirildi. Şimdi Ergenekon’un sanıkları arasında yer alan eski polis müdürü Adil Serdar Saçan tarafından bizzat sorgulanan Güney, sözkonusu çete oluşumuyla ilgili çok önemli bilgiler verdi, ama soruşturma kapatıldı. Güney’in ifadesine göre, örgütün ‘manifestosu’ İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in yönlendirmesiyle yazılmıştı. Güney, Veli Küçük hakkında da bilgi vermişti. Bu ilk işaretin ardından çeteye ilişkin ilk ipuçları Danıştay’a düzenlenen saldırıda ortaya çıktı. Ergenekon operasyonunun ipuçları, ilk olarak Danıştay 2.Daire’ye yönelik silahlı saldırının ardından belirdi. Daire üyesi Mustafa Yücal Özbilgin’i öldüren avukat Alparslan Arslan ve saldırı içinAnkara’ya gelen diğer sanıkların, Cumhuriyet gazetesine farklı tarihlerde 3 kez bomba attıkları da anlaşıldı. Ardından bu saldırıda kullanılanlarla aynı seriden oldukları anlaşılan Ümraniye’de bir evde bulunan 27 el bombası bulunmasıyla bugün yaşanan Ergenekon süreci de resmen başlamış oldu.
Ümraniye bombaları bulununca…
12 Haziran 2007’de, Ümraniye’de bir gecekondunun çatısında gizlenen 27 el bombası, TNT kalıpları ile fünyelerin ele geçirilmesiyle başlayan süreçte önce bombaların sahibi olmakla suçlanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım ve bombaların bulunduğu evin sahibi Mehmet Demirtaş tutuklandı. AKP iktidarından sonra pıtrak gibi çoğalan kuvvacı derneklerin üyeleri tarafından yakından tanınan Yıldırım, yapılan sorgusunun ardından tutuklandı. Haliyle, bu tutuklama benzer ideolojik görüşleri paylaşan kişi ve kurumlar tarafından tepki çekti. Bu tepkiyi ortadan koyanlardan biri de, kanlı Danıştay baskınının ardından tutuklanıp salıverilen ordudan atılma Muzaffer Tekin’di. Tekin’in, dava arkadaşını savunmak için gazetecilere yaptığı bir açıklamada, “O bombalar bir işe yaramaz hurda” demesi üzerine savcılık açıklamasından bombaları bildiği izlenimi uyanan Tekin’i de gözaltına aldırdı.
Kilit isim Muzaffer Tekin
Bombaların bulunduğu evin kiracısı ve aynı zamanda bombaları güvenlik kuvvetlerine ihbar eden kişinin oğlu olan Ali Yiğit’in, ifadelerinde Tekin’in de zaman zaman sözkonusu eve gelip gittiğini söyleyince bir anda genişleyen soruşturma Ergenekon terör örgütü soruşturmasına dönüştü. Soruşturmayı başlatan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’e daha sonra diğer savcılar Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın da katıldı. Gözaltına alınan onlarca kişinin ilişkilerinin odağında hep Muzaffer Tekin’in adı anıldı.
Dalga dalga operasyonlar
Yapılan sorgulamalar sonunda yeni operasyonlar yapılıp birçok kişi gözaltına alındı çoğu tutuklandı. Soruşturma çerçevesinde bugüne dek farklı tarihlerde çeşitli kentlerde 9 ayrı dalga halinde operasyonlar yapıldı. Aralarında emekli askerler, gazeteciler, polisler, akademisyenler, çete liderler, sanatçılar ve siyasilerin de bulunduğu birbirinden ilginç ve siyaseten farklı kutuplarda durdukları düşünülen isimler gözaltına alındı, kimisi tutuklandı. AKP iktidarını devirmek amacıyla biraraya geldiği öne sürülen bu isimlerden 86’sı hakkında iddianame düzenlenerek dava açıldı. Temel olarak, “Halkı isyana teşvik, devletin gizli belgelerini ele geçirmek, darbe ortamı hazırlamak” için faaliyet yürüttüğü öne sürülen “Ergenekon örgütü”nü ortaya çıkarmak amacıyla başlatılan soruşturma, davası görülmeye başlamasına rağmen halen sürüyor. Ergenekon soruşturması kapsamında o kadar çok operasyon yapılıp yüzlerce insan gözaltına alındı ki konuyla ilgili sonradan çıkan haberlerde de ciddi bir kafa karışıklığı ortaya çıktı. İddianameden yola çıkarak dalga dalga Ergenekon Operasyonları şöyle gelişti:
1. Dalga: Ergenekon’un bombaları
2007 yılı Haziran ayında Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nın 156 ihbar hattını gizli numaradan arayan bir kişi, “Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığı’nın karşısındaki tek katlı binanın çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunuyor. Patlayıcı maddeyi Mehmet Demirtaş isimli şahıs saklıyor. Bu patlayıcıları bir astsubay temin etti” şeklinde ihbarda bulundu. Bu ihbar önce İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’na, sonrasında da İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bildirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri 12 Haziran 2007’de verilen adreste bulunan gecekonduya baskın düzenledi. Yapılan aramada, gecekondunun çatısında bir sandıkta 27 adet savunma ve taarruz tipi el bombası bulundu. Ev sahibi Mehmet Demirtaş ile evde daha önceden kiracı olarak oturduğu anlaşılan yeğeni Ali Yiğit şüpheli olarak gözaltına alındı. Evde yapılan aramalar sırasında Mehmet Demirtaş ve Ali Yiğit bombaların Oktay Yıldırım adlı eski askere ait olduğunu söyleyince Yıldırım da gözaltına alındı. Şüphelilerin sorgulanması sırasında Mehmet Demirtaş susma hakkını kullandı. Oktay Yıldırım suçlamaları kabul etmedi. Ali Yiğit ise bombaların Oktay Yıldırım’a ait olduğunu, kendisinin bu evde geçici olarak ikamet ettiğini söyledi. Yiğit ifadesinde, “Babam Şevki Yiğit bir gün evin çatısında tahta ararken bombaların bulunduğu sandığı gördü ve bana sordu. Ben de ev sahibi Mehmet Demirtaş’a sordum. Mehmet Demirtaş, sandığı Oktay Yıldırım’ın getirdiğini söyledi. Oktay Yıldırım ve Mahmut Öztürk sürekli Mehmet Demirtaş’a ait LPG istasyonu ve manava geliyor, gizli görüşmeler yapıyorlardı. Ben odaya girince susuyorlardı. Mehmet Demirtaş bana çatıda askeri sandıkların olduğunu, içinde el bombalarının bulunduğunu, bunlara bir şey olursa, o evde oturduğumuz için bizim de başımızın belaya gireceğini söylemişti. Babam hemen ihbarda bulunmamız gerektiğini söylüyordu ama ben korktum” dedi.
Yine Ali Yiğit ifadelerinde bombaların nereye konulduğunu kontrol etmeye gelenler arasında Muzaffer Tekin’in de olduğunu söyledi. Yıldırım’ın tutuklanmasına neden olan bombalarla ilgili , “hurda” açıklamasını yapınca da savcılık Danıştay saldırısı soruşturmasında da adı geçen Muzaffer Tekin ile emekli Astsubay Mahmut Öztürk’ü de gözaltına aldırdı. 23 Haziran gününe dek süren operasyonlarda Gazi Güder, Ayşe Asuman Özdemir, Muzaffer Şenocak, Halil Behiç Gürcihan, Aydın Yüksek, İsmail Eksik (İsmail Paker), ve Kuddusi Okkır’ında aralarında bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı. Birçoğu tutuklandı. Gözaltına alınanların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda birçok evrak ve bilgisayarlara el konuldu. Bilgisayarlara kayıtlı belgelerin arasında Ergenekon yapılanmasının temel taşlarından kabul edilen Lobi belgesinin de bulunması ve el bombalarının Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırılarda kullanılanlarla aynı seriden olduğu anlaşılınca soruşturma genişletildi. Gözaltına alınanların ifadeleri ve bilgisayarlarda yer alan isimler yeni operasyonların da önünü açtı.
Bu arada aynı günlerde Ankara’da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği’ne (VKGB) yönelik bir soruşturma başlatıldı İsmi, tetikçi Alparslan Arslan’ın üzerinde bulunan bir kimlik kartı nedeniyle Danıştay saldırında da gündeme gelen derneğin başkanı Taner Ünal ve bazı dernek üyeleri tutuklandı. Asker ve polis bağlantılı olduğu iddia edilen derneğin, Türkiye genelindeki bazı eylemleri organize ettikleri ve Ergenekon yapılanmasıyla paralel hareket ettiği öne sürüldü.
2. Dalga: Örgütün cephaneliği
Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan en önemli operasyon 26 Haziran 2007 günü Eskişehir’de gerçekleşti. Emekli binbaşı Fikret Emek’in gözaltına alındığı bu operasyon, her ne kadar 1. Dalga operasyonların devamı olsa da, Ergenekon örgütünün en önemli silah deposunun ortaya çıkarılması açısından önem taşıyordu. Muzaffer Tekin’in, evinde bulunan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni Fikret Emek‘ten aldığını söylemesinin ardından Emek 26 Haziran 2007’de Eskişehir’de gözaltına alındı. Emek’in Ankara ve Eskişehir’de adeta bir cephaneliği andıran evlerinde yapılan aramada çok sayıda bomba ve mühimmat ele geçirildi. 11 kilogram C-3 tipi plastik patlayıcı ve suikast silahı Kanas dürbünlü tüfek, 10 adet el bombası ele geçirilenler arasındaydı. El bombalarından birinin seri numarasının, Cumhuriyet gazetesine 5 ve 11 Mayıs 2006’da atılan el bombalarının numarasıyla birebir örtüştüğü anlaşıldı. Basına yansıyan ve yalanlanmayan haberlere göre, evden çıkan belgeler arasında ise Genelkurmay Başkanlığı’nın bulunduğu Eskişehir yolu üzerindeki tüp geçidin havaya uçurulmasına yönelik bir plan bulundu. Ayrıca Emek’in evlerinde çeşitli kişiler hakkında siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine, ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin çok sayıda fişleme evrakları da bulundu. Fikret Emek getirildiği İstanbul’da 29 Haziran günü tutuklanarak cezaevine gönderildi.
3. Dalga: İslami partilerin belalısı yazar tutuklandı
Temmuz ayında yapılan 3. dalga operasyonda kimi kamuoyunca bilinen bir çok isim daha gözaltına alınanlar kervanına katıldı. Kuvva-i Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk’ün yanı sıra yazar Ergun Poyraz, SESAR araştırma şirketinin sahibi İsmail Yıldız, Akın Birdal’a yönelik suikast sırasında ismi gündeme gelen ve Susurluk’un meşhur Yeşil’i Mahmut Yıldırım’la ilişkili olduğu öne sürülen Mete Yalazangil, gazeteci Hayrullah Mahmud Özgür de polis tarafından gözaltına alındı. Bu isimlerle bağlantılı olarak da eski polisler Kemal Şahin, Mehmet Murat Yücel ve Ferudun Refik Nuhoğlu, Fuat Ermiş, Tuğrul Derme, Zeki Yurdakul Çağman, Tuncay Hacıbektaşoğlu, Saipir Debzlelvidze İstanbul ve Ankara’da yapılan operasyonlarda gözaltına alındı ve bir çoğu tutuklandı.
4. Dalga: Susurluk Paşası Küçük cezaevinde
Daha önceki operasyonlarda gözaltına alınan ya da tutuklanan isimlere dava açılması beklenirken yürütülen soruşturmanın daha büyük kapsamlı olduğu yeni gözaltılarla ortaya çıktı. Yürütülen soruşturmada Ümraniye’de ele geçirilen bombalarla, Necip Hablemitoğlu suikastında adı geçen Susurluk Çetesi’nden kimi isimlerle ve mafyayla bağlantılı bir kişiolan İbrahim Çiftçi’nin İzmir’de öldürülmesinde kullanılan el bombasıyla aynı seriden olduğu ortaya çıktı. Bu gelişme ve gözaltına alınanların ifadeleri, cep telefonları ve internet ortamındaki iletişimlerin yapılan teknik takipleri sonunda yeni bir operasyon dalgası gerçekleşti. Her yeni gözaltıyla giderek ilginçleşen Ergenekon soruşturması 22 Ocak’ta başlayıp Şubat sonuna dek süren 4. dalga operasyonlarda daha da ilginç bir hale geldi. Bu kez hedefte Susurluk Çetesi soruşturmasında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’la bağlantıları tespit edilip hakkındaki birçok iddiaya karşın ifadesi bile alınamayan emekli Tuğgeneral Veli Küçük vardı. Muzaffer Tekin’le birlikte çekilmiş fotoğrafları kamuoyuna yansıyan Veli Küçük’ün evinde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nden, Ergenekon yapılanmasına, Lobi örgütlenmesine kadar çok sayıda gizli doküman bulundu. Küçük, dokümanları, “kişisel merakından dolayı” sakladığını öne sürdü.
Küçük’ün yanı sıra, Kuvvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ, avukat Kemal Kerinçsiz, gazeteciler Gülay Kömürcü ve Vedat Yenerer, Susurluk hükümlüsü Sami Hoştan, “Drej Ali” olarak tanınan mafyacı Ali Yasak ve Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol gözaltına alındı. Toplam 31 kişinin gözaltına alındığı İstanbul dışında Antalya Bilecik Mersin, Adana ve Erzurum’da da yapılan bu operasyonlarda üniversitelerde faaliyet gösteren ve örgüte hem teorik hem de yeni eleman kazandırma desteği verdiği iddia edilen akademisyenler de gözaltına alındı. Operasyon başlamasıyla birlikte adı sürekli olarak Ergenekon çetesiyle anılan ve “Askeri darbe hazırlıklarına yönelik” bilgisayar kayıtlarıyla gündeme gelen İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ümit Sayın ile Sakarya Üniversitesi öğretim görevlisi Emin Gürses de gözaltına alındı. Bu isimlerin yanı sıra emekli asker Mehmet Zekeriya Öztürk, Noel Baba Vakfı Başkanı Muammer Karabulut, Emin Caner Yiğit, Ümit Oğuztan, Vatan Bölükbaşoğlu, Orhan Tunç, Hayrettin Ertekin, Abdulmuttalip Tonçer, Murat Özkan, Satılmış Balkaş, Asım Demir, Atilla Aksu, Erkut Ersoy, Kahraman Şahin, Erol Ölmez, Muhammet Yüce, Abdullah Arapoğulları, Erdal İrten, Raif Görüm, Yusuf Görüm, Oğuzhan Alparslan Abdülkadir, Hüseyin Gazi Oğuz, Recep Gökhan Sipahioğlu, Hüseyin Görüm, İhsan Göktaş, Coşkun Çalık, Ayhan Çelik, Tanju Okan, Yaşar Arslanköylü de gözaltına alındı. Şüphelilerden bir çoğu tutuklandı.
5. Dalga: Cumhuriyet, İP, çete liderleri
Veli Küçük’lerin tutuklanmasıyla kamuoyunun giderek daha fazla merak içinde kaldığı operasyonlarla ilgili olarak 11 Mart 2008 günü, başka bir suçtan Erzurum Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selim Akkurt da talimatla ifadesi alındıktan sonra Ergenekon zanlıları arsına karıştı. Operasyonların devam edeceği sinyalini veren bu gelişmenin ardından, 21 Mart 2008’de kamuoyunda en çok tepki çeken 5. Dalga operasyonlar geldi. Bu kez gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Profesör Kemal Alemdaroğlu ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve partili arkadaşları da vardı. Özellikle İlhan Selçuk’un evine sabaha karşı ani bir baskın yapılması ve yıların gazetecisinin gözaltına alınması çok tepki çekti. Operasyonun ertesi günü İslami çizgide ya da iktidarın yanında açıkça saf tutmayanlar dışında kalan birçok gazetede gözaltılardan çok biçimi eleştiri konusu oldu. Bu olayla Ergenekon soruşturmasına yönelik olarak basında da önemli bir ayrışma yaşandı. Selçuk’ların gözaltına alınması üzerinden soruşturmanın hoyratlaştığı, nereye doğru gittiği bilinmediği, iddianamenin bir türlü hazırlanmamış olması nedeniyle soruşturmaya yönelik bir muhalefet başladı. Bu operasyonlardan kısa süre önce 14 mart günü AKP’ye kapatma davası açılması ve son operasyonda gözaltına alınan isimlerin iktidar muhalif kişiler olması nedeniyle Ergenekon soruşturmasının AKP tarafından siyasi koz olarak kullanıldığı eleştirilerini de beraberinde getirdi. Basın sektörü “yandaş medya olanlar” ve “AKP’ye muhalif olanlar” şeklinde ayrıştı. Yandaş medya sınıfındaki basın organları can siperane şekilde operasyonları savunurken, diğerleri ise operasyonlar üzerinden AKP’ye yönelik bir muhalefete başladı. Kamuoyunu bilgilendirecek organlarda yaşanan karmaşa haliyle kafa karışıklığının artmasında da başrol oynadı.
İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılan bu son dalga operasyonlarda Selçuk’ların yanı sıra mafya liderleri Sedat Peker, Akın Bİrdal suikastı azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay, İşçi Partililer Serhan Bolluk, Ferid İlsever, Mehmet Adnan Akfırat, Hikmet Çiçek, Hayati Özcan, iş adamı İbrahim Benli, Mahir Çayan Güngör, Yusuf Tunçer, Aydın Gergin, Yusuf Beşirik, Fuat Turgut ve Nusret Senem de gözaltına alınıp bir çok şüpheli tutuklanırken Selçuk ve Alemdaroğlu serbest kalanlar arasındaydı. 5. Dalga operasyonları 13 Nisan’da Mersin’de Ali Kutlu, 24 Mayıs’ta Sakarya’da Rasim Görüm ve 16 Haziran’da Antalya’da Murat Çağlar’ın da gözaltına alınıp tutuklanmasıyla devam etti.
6. Dalga: Operasyon komuta kademesine uzandı
Bazı basın organları ve muhalefetin eleştirilerin odağına yerleştirdiği Ergenekon soruşturması 1 Temmuz 2008 günü yapılan 6. dalga operasyonlarla ordunun komuta kademesine de ulaştı. Ankara’da başlayıp İstanbul ile Trabzon ve Antalya’ya da sıçrayan eş zamanlı operasyonlarda bir zamanların kudretli paşaları eski Jandarma Genel Komutanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Tümamiral İlker Güven, emekli Albay Atilla Uğur, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Halka ve Olaylara Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, Antalya’nın Yeşil’i olarak nam salmış sabıklaı Osman Gürbüz, emekli Binbaşı ve yazar Erol Mütercimler ile Prof. Dr. Ercüment Ovalı’nın da aralarında bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. Görevde olduğu dönemde Şener Eruygur’un ekibinde yer alan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ise hakkında gözaltı kararı olmasına karşın yurdışında olduğu için yakalanamadı. Halen dönmeyen Ersöz hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. Hakkında gıyabi tututklama kararı çıkarılanlarsan biri de yine yurtdışında olan eski AKP milletvekili Turhan Çömez oldu.
Komuta kademesine ulaşan son gözaltılar ilginç zamanlamasıyla da dikkat çekti. Operasyon, Yaşar Büyükanıt’tan sonra Genelkurmay Başkanı olacağı bilinen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın haziran sonunda yaşanan ve içeriği açıklanmayan buluşmasından sonra ve tam da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, AKP’nin kapatılması istemiyle açtığı davada, Anayasa Mahkemesi heyetine sözlü açıklama yaptığı gün gerçekleşti . Gözaltına alınıp tutuklananlar arasında bulunan eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur emekliye ayrıldıktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı olmuş ve başı kapatma davasıyla dertte olan AKP’ye karşı yapılan Cumhuriyet mitinglerinin düzenlenmesinde etkin rol oynamıştı. Gözaltına alınan diğer emekli paşa Orgeneral Hurşit Tolon ise son dönemde ulusalcı çizgisiyle ön plana çıkmış, Türkiye’nin çeşitle yerlerinde düzenlenen hükümet karşıtı konferans ve panellere katılarak sivrilmişti. Gözaltına alınanlar arasında İşçi Partisi Öncü Gençlik Genel Başkan Yardımcısı Tunç Akkoç, Siyami Yalçın, Murat Avar ve Hamza Demir, Barbaros Hayrettin Altıntaş, Durmuş Ali Özoğlu, Kemal Aydın, İbrahim Özcan ve ADD Kadıköy Şube Başkanı Birol Başaran da yer alıyordu. Eruygur ve Tolon’un da aralarında bulunduğu 10 kişi tutuklandı.
7. Dalga: JİTEM’in kurucusu Ergenekon’dan gözaltında
Eski kuvvet komutanlarının tutuklanmasıyla artık bir darbe soruşturması yapıldığı iyice ayyuka çıka Ergenekon soruşturmasının Ağustos başında yapılan son ayağında ise yine önemli bir isim gözaltına alındı. Faili meçhul bir cinayetle öldürülen Binbaşı Cem Ersever’in yakın arkadaşı ve varlığı sürekli inkar edilen JİTEM’in kurucularından emekli albay Arif Doğan Ankara’da gözaltına alınarak İstanbul’a getirildi. Operasyon kapsamında Doğan’ın depo olarak kullandığı İstanbul Beykoz’daki bir evde yapılan aramalarda ise çok sayıda gizli olduğu ileri sürülen belgeler, 2 kaleşnikof marka tüfek, bin adet mermi ve bin boş kovan ile 280 adet el bombası bulundu. Doğan’la ilişkili olan ve sözkonusu deponun görevlileri olduğu öne sürülen iki kişi de bu kapsamda gözaltına alındı. Emekli albay Arif Doğan’ın gözaltında verdiği ifadede, “Ben JİTEM’in kurucusuyum. Yasalara uygun olarak terörle mücadele ettik. JİTEM komutanların bilgisi doğrultusunda denenmek üzere kurulmuş bir yapılanmadır. Faaliyet alanı OHAL bölgesidir” dediği öne sürüldü. Arif Doğan, kendisine ait depoda çıkan çok miktarda askeri mühimmatın da Cem Ersever’e ait olduğunu öne sürdü.
8. Dalga: Muvazzaf subaylara gözaltı
Ergenekon operasyonlarının darbe soruşturması için yapıldığı söylenmesine karşın, gözaltına alınanlar ya da tutuklananlar arasında hiçbir görevli subayın olmaması dikkat çekiciydi. Darbe yapmak için bir araya geldikleri öne sürülmesine karşın gözaltına alınanlar ya da tutuklananlar kimisi rütbeli birkaç eski asker, milliyetçi hezeyanlarla sokaklara dökülen hukukçu ya da “sivil toplum örgütü” üyeleri, kamuoyunun ilk kez adlarını duyduğu mafyavari tipler ve kimi gazeteci ve siyasetçilerden öteye gitmiyordu. Kapatılan Nokta Dergisi’nde yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli oramiral Özden Örnek’e ait günlüklerde anlatılan kimi darbe planlarının, Ergenekon soruşturmasında yapılan operasyonlarda ele geçirilen kimi belgelerde de yer almasına karşın o dönemin kuvvet komutanlarına bile yönelik herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Bu arada soruşturmanın iddianamesinin ilk bölümü de tamamlanarak kamuoyuna açıklandı. 2 bin 500 sayfayı bulan iddianame, sadece ilk 5 dalga operasyonda gözaltına alınıp kimisi tutuklanan 86 sanık hakkında düzenlenmiş geri kalanlar için ek iddianame hazırlanacağı açıklanmıştı. Sözkonusu iddianamede sanıklara darbe planlamak, darbe ortamı hazırlamak için provokatif eylemler yapmak ve halkı isyana teşvik gibi bir dizi suçlama yöneltilmişti. İddianamenin açıklanmasıyla birlikte hükümet karşıtı kesimlerden ve operasyonların laik Atatürkçü kesimleri hedef aldığını düşünen gruplardan yoğun bir muhalefet başladı. Siyaseten nerede durursa dursun haklı tek eleştiri noktası ise böylesine önem atfedilen bir soruşturmanın iddianamesinin fazlasıyla yoruma dayanıp, suçlamaları kanıtlayacak delillerden uzak olmasıydı.
Bu hengâme arasında 18 Eylül’de İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Hakkari’de yapılan yapılan 8. dalga operasyonlarda 19 kişi gözaltına alındı. İlk kez muvazzaf subaylara da uzanan Ergenekon operasyonunun 8. dalgasında Hakkari, Bitlis, Foça, Ankara ve İstanbul’da toplam 5 teğmen ile bir askeri öğrenci gözaltına alındı. Ankara’da düzenlenen operasyonda önceden adresleri belirlenen 8 ayrı adrese eşzamanlı baskın gerçekleştirildi. Askerî inzibatlar Ankara’daki bir birlikte görev yapan karacı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi kışlada gözaltına aldı. Mehmet Ali Çelebi 2006-2007 eğitim dönemi sonunda dördüncülükle mezun olmuş, diplomasını dönemin Genelkurmay başkanı olan Yaşar Büyükanıt’tan almıştı. İzmir’de ise savcılığın talimatıyla, İstanbul’da çalışan ancak görev için Urla Menteş’teki askerî birlikte bulunan teğmen Ş.İ. de gözaltına alındı. Şüpheli askerler Ankara’da görevli komutanlar hakkında bilgi toplamak ve Ergenekon davasında tutuklu bulunan Kemal Aydın’a iletmekle suçlandı. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin, genç subaylar ve askeri okul öğrencileri ile irtibat kurarak darbe zemini oluşturmaya çalıştığı ve bu kişilerden edindiği bilgilerin de gözaltına alınıp serbest bırakılan Neriman Aydın’ın bilgisayarından çıktığı da tutanaklarda yer aldı.
Gözaltına alınan zanlılardan Süleyman Solmaz’ın da Hizbul Tahrir örgütü üyesi olduğu öne sürüldü. Solmaz ifadesinde, Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi Ankara Kızılay’da taksi şoförlüğü yaparken tanıdığını, dini konularda konuştuktan sonra kendisine Hadis ve Ayet kitapları verdiğini söyledi. Zanlı askerler ise Hizbul Tahrir örgütü hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığını söyledi. Şüphelilerden Kurtça Bektaş ise sorgusunda arkadaşlarından Mahmut Oğuz’un sohbetlerde bu örgütten söz ettiğini, Rıza Demir’in de internetten bu örgütü araştırıp kendilerini bilgilendirdiğini söyledi. Gözaltına alınan askerlerden biri savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken; diğer teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Noyan Çalıkuşu, Hasan Hüseyin Uçar ve askeri öğrenci Yaşar Tozkoparan tutuklandı. Hasdal askeri cezaevine gönderilen askerlerden Teğmen Hasan Hüseyin Uçar ile askeri öğrenci Yaşar Tozkoparan avukatlarının yaptıkları itirazlar sonucu serbest bırakıldı. Diğer 3 teğmene ilişkin tahliye talebi ise reddedildi.
Operasyonun İstanbul ayağında ise eski İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz, 28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden Sisi lakaplı Seyhan Soylu ile tiyatro sanatçısı Nurseli İdiz gözaltına alındı. Levent Temiz, Temmuz ayında yapılan Ergenekon operasyonunda da gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştı. Kemal Kerinçsiz’in başkanı olduğu Büyük Hukukçular Birliği yönetiminde de yer alan Levent Temiz, TCK 301. maddeden yargılanan kimi aydınların davalarında da yer almıştı. 28 Şubat postmodern darbesi döneminin önemli aktörlerinden olan Seyhan Soylu’nun adı da Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde Ali Kalkancı-Fadime Şahin olayını organize ettiği iddiasıyla geçiyordu. Soylu bir süredir, Nurseli İdiz’le birlikte “Cumhuriyet Kadınları” adlı bir proje üzerinde birlikte çalışıyordu. Temiz, mahkemeden, Soylu ile İdiz savcılıktan serbest bırakıldı. Operasyonın bu dalgasında gözaltına alınan 19 kişiden Hamza Demir, Mahmut Oğuz, Süleyman Solmaz, Kurtca Bektaş, Rıza Demir ve Rıfat Yıldırım tutuklandı.
9. Dalga: Tuncay Özkan’ın tutuklanma isteği gerçekleşti
Ergenekon operasyonuna en başından beri muhalefet eden ve İlhan Selçuk’ların gözaltına alınmasından sonra “Beni de gözaltına alın” diye tepki gösteren gazeteci Tuncay Özkan’ın bu isteği soruşturmanın 9. dalgasında yapılan operasyonlarda yerine geldi. Şimdilik Ergenekon soruşturmasına ilişkin yapılan son operasyon olan bu dalgada İstanbul, Ankara ve İzmir’de düzenlenen operasyonlarda Özkan ve sahibi olduğu televizyon kanalında birlikte çalıştığı ekip arkadaşları hedefteydi. Operasyondan kısa süre önce, hükümete yakın bir isim olan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yakın arkadaşı olan Yeni Şafak Gazetesi yazarı Fehmi Koru’nun Özkan’ın gözaltına alınacağı isim vermeden belirtmişti. Özkan’la birlikte, eski Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, eski Ankara DGM savcılarından emekli Albay Tanju Güvendiren’in de aralarında bulunduğu toplam 16 kişi gözaltına alındı. Tuıncay Özkan’ın başını çektiği AKP karşıtı “Biz kaç kişiyiz?” hareketine mensup bazı kişilerin de gözaltına alındığı operasyonda zanlılardan Gürbüz Çapan’ın Cumhuriyet gazetesinin hisse satışıyla ilgili emekli Tuğgeneral Veli Küçük’le yaptığı görüşme nedeniyle gözaltına alındığı iddia edildi. Ayrıca emekli polis Adnan Kılıçarslan, Özkan’ın doktoru Mesut Özcan, emekli askeri hakim Tanju Güvendiren, adli sicil memuru Mahir Akkar, gazeteciler Adnan Bulut, Tuncay Mollaveyisoğlu ve Evrim Baykara, Şafak Akbaş, Yıldıray Baran ve Mustafa Tavşan İle Doğu Perinçek’in eski avukatı ve Aydınlık yazarı Emcet Olcayto gözaltına alınan diğer zanlılar oldu. Zanlılardan Mahir Akkar daha önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , TBMM Başkanı Bülent Arınç , AKP ve AKP MKYK üyeleri hakkında ”Anayasal sistemi, çağdaş ve uygar yaşamı, demokratik cumhuriyeti, laik devlet ve hukuk yapısıyla çağdaş değerleri hedef alıp, şeriat rejimini çağrıştıran eylem ve söylemlerde bulunarak anayasal suç işledikleri” iddiasıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.
Sorgularının ardından zanlılardan Tuncay Özkan, Adil Serdar Saçan, Gürbüz Çapan Tanju Güvendiren, Emcet Olcaytu ve Hüseyin Nazlıkul, “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak” suçundan sevk edildikleri İstanbul nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Diğer zanlılar ise serbest bırakıldı. Avukatlarının tutuklama kararına yaptıkları itirazı değerlendiren mahkeme 10 Ekim günü de zanlılardan emekli Hakim Albay Tanju Güvendiren ile doktor Hüseyin Nazlıkul hakkında tahliye kararı verdi.
21 Ekim 2008 günü ise eski Sarıyer Cumhuriyet Savcısı Ertaç Giray ve koruması Hüseyin Keskin Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Danıştay saldırısı sonrası Muzaffer Tekin’i kaçırıp teslim olmasını engellediği iddia edilen eski Cumhuriyet Savcısı Ertaç Giray Ergenekon sanıklarından yüzbaşı Zekeriya Öztürk, Gökhan Sipahioğlu ve İsmail Eksik’in avukatlığını yapıyordu. Giray, Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı yaptığı dönemde kesinleşmiş cezası bulunan ve “Banker Bako” olarak bilinen Baki Cengiz Aygün’ü sakladığı gerekçesiyle 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmış ve ardından emekliliğe sevk edilmişti. Bu operasyonda önce, eskiden Giray’ın yanında çalışan ve koruması olduğu öne sürülen Hüseyin Keskin Kars Sarıkamış’ta gözaltına alındı. Keskin’in, gayriresmi korumalığını yaptığını söylediği Giray’ı zan altında bırakacak bazı açıklamalarda bulunması üzerine de gözaltı kararı çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgularının ardından savcılıkta da sorgulanan Ertaç Giray serbest kalırken Hüseyin Keskin ise tutuklandı.
26 Ekim 2008 günü yapılan operasyonlarda ise yine Tuncay Özkan ekibinde yer alan eski Kanaltürk çalışanlarından Özkan’ın yardımıcları Anet Şahakyan ve Fuat Garip ile şoförü Şener Öztürk İstanbul’da, gazeteci Merdan Yanardağ da Ankara’da gözaltına alındı. Zanlılar sorgularının ardından serbest bırakıldı. Yanardağ’ın gözaltına alındığı gün Kanalbiz televizyonunda Fetullah Gülen’i ele alan bir program yapacağı ve bunun engellenmesi için operasyona dahil edildiği iddia edildi.
Turkiye'de 18 Dil yok oluyor
Türkiye’de 18 dil yok oluyor
24/02/09 - 18:36
Tevfik Esenç, Bandırma’nın Hacı Osman Köyü’nde yaşayan ve Ubıhça konuşabilen son insandı. Esenç’in 1992’de 88 yaşında ölümüyle, Kuzey Kafkasya halkı olan Ubıhların dili de “ölü dil” kategorisine geçti.
Burcu Soydan
2008 yılını “Uluslararası Diller Yılı” ilan eden Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 19 Şubat’ta yayınladığı “Tehlike Altındaki Diller Atlası” (Atlas of the World’s Languages in Danger) mevcut 6700 dilin 2400’ünün yok olma tehdidi altında olduğunu belirtiyor. Bu atlasa göre Türkiye’de 18 dil kaybolma tehlikesi yaşıyor.
UNESCO, 21 Şubat Dünya Anadil Günü nedeniyle yayınladığı duyuruda bu yılın, sadece dil çeşitliliğinin kutlanması için değil, yeryüzündeki tüm dillerin ve özellikle de kaybolmaya yüz tutanların tanıtılması ve korunması için bir şans olduğunu vurguluyor. Kurum bu amaçla ve 33 dil bilimcinin katkısıyla oluşturulan atlasta dünya dillerini, karşı karşı olduğu tehlike seviyelerine göre beş gruba ayırıyor.
Ermenice “açıkça tehlikede”
Bu sınıflandırmaya göre kaybolma tehlikesini en az hisseden diller “güvensiz” (unsafe) olarak nitelendiriliyor. Bir dilin bu kategoride yer alması “çocuklar tarafından da konuşulmasına rağmen bazı alanlarda kısıtlanması” anlamına geliyor. UNESCO’nun çalışmasında Abhazca, Adığece, Çerkesçe (Kabartayca) ve Zazaca Türkiye’de “güvensiz” olarak nitelendirilen diller.
“Açıkça tehlikede” (definitely endangered) seviyesinde değerlendirilen ikinci grupta Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romanca, Süryanice ve Ermenice (Batı) yer alıyor. Bu dillerin kaybolma tehlikesine gerekçe olarak “çocuklar tarafından anadili olarak öğrenilmemesi” gösteriliyor.
“Ciddi anlamda tehlikede” (severely endangered) kategorisi genelde toplumun en yaşlı nesli tarafından konuşulan, orta nesil tarafından anlaşılabilen ancak kullanılmayan ve çocuklara öğretilmeyen dilleri içeriyor. Gagauzca, Ladino ve Turoyo bu kategoride değerlendiriliyor.
“Son derece tehlikede” (critically endangered) kategorisine Türkiye’den giren tek dil Hertevin. Bu dilin sadece en yaşlılar tarafından, nadiren kullanıldığı kabul ediliyor.
“Kaybolmuş” (extinct) diller Kapadokya Yunancası ve Ubıhça, adı üzerinde, dünyada tek bir kişi tarafından bile konuşulmuyor.
Zazaca
Özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da konuşulan Zazaca, Irak ve İran’da da yoğun kullanılıyor. UNESCO atlasında Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kişi tarafından konuşulduğu belirtilen buna rağmen “güvensiz” kategorisinde değerlendiriliyor. Yazım kuralları Frankfurt Üniversitesi Zaza Dili Enstitüsü tarafından belirlenen Zazaca, Hint Avrupa dil ailesine üye ve üç farklı lehçeye sahip. Kuzey Zazaca Erzincan, Erzurum, Sivas, Muş dolaylarında Alevi Zazalar tarafından kullanılıyor. Merkez Zazaca Elazığ ve Bingöl’de Şafi Zazalar tarafından, üçüncü lehçe Güney Zazaca ise Şanlıurfa, Adıyaman, Bitlis, Diyarbakır dolaylarında Hanefi Zazalar tarafından konuşuluyor. (Zazaca’yı Yılmaz Güney’in Duvar ve Mahsun Kırmızıgül’ün Beyaz Melek filminde de duyduk.
Lazca
Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyı şeridinde Rize’den başlayarak Batum’a kadar Laz halkı tarafından konuşulan Lazca “açıkça tehlikede” diller arasında. Rize’nin Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin ve Fındıklı ilçelerinde, Artvin’in Arhavi, Hopa, Borçka ve Sarp ilçelerinde ve kısmen, Laz göçmenlerin yoğunlaştığı Sakarya, Kocaeli ve Bolu’nun bazı yerlerinde aklaşık 250 bin kişi tarafından kullanılıyor. Türkiye haricinde Gürcistan’da da konuşulan dil, göçler nedeniyle Almanya’da da yaşıyor. Kafkas dilleri ailesine ait. 1984 yılında edebiyat öğretmeni Fahri Kahraman tarafından alfabesi oluşturulan Lazca bugüne kadar yazılmadığı için standart bir yazım dili yok. Lazca ders kitabı “Nana Nena” ile Lazca dergi “Ogni Sk’ani Nena” da bu dildeki nadir yayınlardan.
Rakamlarla dillerin durumu
* 2 bin 400 dil tehlike altında. Dünya son üç kuşakta, kısıtlı sayıda konuşulan dillerin son temsilcilerinin ölmesiyle 200 dilini yitirdi.
* Gezegendeki toplam 6 bin dilin 538’i “son derece”, 502’si “ciddi anlamda”, 602’si “açıkça” tehlike altında. 607 dilse “güvensiz” durumda.
* 199 dili 10’dan az insan konuşuyor. 178 dilse, 10 ile 50 kişi kullnıyor.
* Dil açısından en zengin ülke, 800 lisanın bulunduğu Papua Yeni Gine. Ülkede 88 dil tehlike altında.
* Dillerin yüzde 96’sı dünya nüfusunun yalnızca yüzde 4’ü tarafından konuşuluyor.
Hemşince
Genellikle Lazca’yla bir tutulan ama aslında tamamen farklı bir dil olan Hemşince de UNESCO’ya göre “açıkça tehlikede”. Batı Ermenice’nin bir lehçesi ve Artvin’in Hopa ilçesinde yaşayan, tarihte Müslümanlaşan Ermeniler olarak geçen Hemşinliler tarafından kullanılıyor. Bugün yaklaşık 44 bin kişi tarafından bilinen dil, Türkiye haricinde Ermenistan, Gürcistan ve Rusya’da da yaşıyor. Hint-Avrupa dil ailesine ait ve Ermeni alfabesiyle yazılıyor.
Abazaca ve Abhazaca
“Açıkça tehlikede” görülen Abazaca, çoğunluğu 1864’de Osmanlı topraklarına sürülen ve yüzde 80’inden fazlası Türkiye’de yaşayan Abazaların dili. Kuzeybatı Kafkas dil ailesinde yer alıyor ve 45 bin kişi tarafından konuşuluyor. Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’nin resmi dillerinden. Abazaca ile büyük yakınlık gösteren, 125 bin kişi tarafından Rusya ve Gürcüstan’da konuşulan Abhazca ise UNESCO’ya göre “güvensiz” durumda.
Romanca
Balkanlar başta olmak üzere, birçok Avrupa ülkesinde konuşulan Roman dili 3 milyon 500 bin konuşanına rağmen “açıkça tehlikede” kategorisinde. Hint-Avrupa dil ailesinden ve günümüze ulaşmayan Sanskritçe’yle büyük benzerlikler taşıyor. Sözcük dağarcığında Yunanca, Türkçe ve Farsça sözcükler de barındıran Roman dili, Avrupa’da konuşulduğu yere göre farklılıklar gösteriyor.
Süryanice, Turoyo ve Mlahsö
240 bin konuşanıyla “açıkça tehlikede” görülen Süryanice, 2. yüzyılda Hıristiyanlığı kabul eden Urfa merkezli Süryaniler tarafından konuşuluyor. Sami dillerine dahil ve Aramice’ye dayanıyor. 22 harften oluşan bir alfabeye sahip. ve sağdan sola doğru yazılan Süryanice’nin en önemli eseri kutsal kitap sayılan Peşitta. UNESCO’nun listesinde “ciddi anlamda tehlikede” görülen bir dil olarak değerlendirilen Turoyo ve yok olduğu belirtilen Mlahsö, çoğu uzman tarafından Süryanice’nin lehçeleri olarak görülüyor. Turoyo, Mardin’in Midyat ilçesi, Suriye ile Almanya ve İsviçre’deki göçmenlerce ve toplam 50 bin kişi tarafından konuşuluyor. Mlahsö ise 1995 yılında Diyarbakır’dan Suriye’ye göçen köylülerden İbrahim Hanna’nın ölümüyle yok oldu.
Kapadokya ve Pontus Yunancası
UNESCO’nun “açıkça tehlikede” kategorine aldığı Pontus Yunancası’nın Karadeniz kıyı şeridinde ve Gürcistan’ın Türkiye’ye yakın bölgelerinde, kısmen Trabzon’un Of ve Sürmene ilçelerinde ve buradan göçenler tarafından Rusya’nın güneyi ve Yunanistan’da yaşatıldığını ve 300 bin kişi tarafından konuşulduğunu belirtiyor. Kapadokya Yunancası olarak isimlendirdiği dilin, mübadele öncesinde tüm Kapadokya, Konya Sille, Kayseri civarı ve Adana Faraşa’da konuşulduğunu ve Türkiye’de bugün tümüyle kaybolduğunu belirtiyor. Araştırmada yer alan bilgi notunda, 2005 yılında Mark Janse ve Dimitris Papazachariou tarafından bu dili konuşan birkaç kişinin keşfedildiği yazıyor.
Ladino
Türkiye’de, İspanya’dan Osmanlı topraklarına göç eden Yahudiler tarafından konuşulan Ladino, İspanyolca’nın 15. yüzyıldaki halini yansıtıyor. Hint-Avrupa dil ailesine bağlı. UNESCO atlasında, bir zamanlar Türkiye ve Yunanistan’a, ağırlıkla Trakya ve Makedonya’nın tarihi bölgelerinde ve dağınık olarak Balkanlar ve Kuzey Afrika’da yaygın bu dil Yahudi soykırımı sonrasında büyük oranda azaldı ya da kayboldu. UNESCO’ya göre bugün İstanbul’da, özellikle Hasköy ve Balat kökenli 10 binin altında kişi tarafından kullanılıyor. Alliance İsrailite Universelle tarafından düzenlenen Ladino’ya, İstanbul’da yayınlanan Şalom gazetesinde ayrı bir sayfada yer veriliyor. Türkiye’de Sefarad, Yasmin Levy gibi şarkıcılar bu dilde şarkılar söylüyor.
Gagavuzca
Çoğunluğu Moldova’daki Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi’nde yaşayan Gagavuzlar tarafından konuşulan Gagavuzca, Türkçe ile büyük yakınlık gösteriyor. Yaklaşık 150 bin kişinin konuştuğu, Oğuz dil grubuna bağlı bu lisan ciddi anlamda tehlike altında olan dillerden biri. 1957’ye kadar Yunan alfabesiyle yazılmasına karşın 1957’de Kiril alfabesine geçen Gagavuzca, Moldova’nın bağımsızlığına kavuşmasıyla Türk alfabesine geçti. Rusya, Ukrayna ve Bulgaristan’da da konuşuluyor.
Batı Ermenice
Türkiye’de 50 bin kişi tarafından konuşulan Batı Ermenice, UNESCO’ya göre “açıkça tehlikede”. Erivan (Doğu) ve İstanbul (Batı) olarak iki lehçeye ayrılan Ermenice, Türkiye, Ermenistan ve diaspora tarafından konuşuluyor. UNESCO, Batı Ermenicesi konuşan nüfusu 50 bin kişi olarak belirtiyor.
Hertevin ve Ubıhça
Türkiye ve Gürcistan’da konuşulan Hervetin’i konuşan kişi sayısı UNESCO tarafından belirlenemedi. Dil, “son derece tehlikede” görülüyor. Ubıhça ise en son Marmara Denizi kıyısındaki Hacı Osman köyünde konuşuluyordu. Köyde bu dili bilen son kişi Tevfik Esenç’in de 1992’deki ölümüyle tarihe gömüldü.
Anadilde eğitim
UNESCO’nun “Tehlike Altındaki Diller Atlası” dünyadaki dillerin durumunu, koruma altına alınabilmesi için ülkeler tarafından alınması gereken önlemleri göstermeyi amaçlıyor. Bir dilin kaybolmaması için kuşaktan kuşağa aktarılması gerektiğini belirten örgüt, ülkelerde azınlık dillerini koruyan ulusal politikaların ve anadilde eğitimi destekleyen eğitim sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğini savunuyor. Bir dili konuşan insan sayısı ve toplam nüfusa oranı, kuşaktan kuşağa aktarılması, dille ilgili belgelerin miktarı gibi etkenler o dilin yaşamasında önemli etkenler. UNESCO’nun Türkiye için planladığı herhangi bir dil koruma programı yok.
mercredi, octobre 01, 2008
:::::::google phone::::
Meet the T-Mobile G1: The First Google Android Phone
By Liane Cassavoy, About.com
By Liane Cassavoy, About.com
T-Mobile has unveiled the G1 smartphone, the first phone based on Google's much-hyped Android platform.
Many of the rumors surrounding the phone were true (the hardware is from HTC, it will be available in October), while some were slightly off (the G1 will cost $179 with a two-year contract). Here are the highlights of the T-Mobile G1:
Design:
The G1 features a touch screen and a hardware QWERTY keyboard; the keyboard slides out from beneath the screen. It also includes a trackball, HTC says. T-Mobile's photos show the phone in black, while HTC's announcement includes a picture of the phone in white.
Price and Availability:
The G1 will be available on October 22 at "select T-Mobile stores and online." The phone itself will cost $179 when signing a two-year service agreement. T-Mobile is offering two G1-specific data plans; one is $25 (unlimited access to the Web and e-mail, plus 400 messages), and the other is $35 (unlimited Web, e-mail, and messaging). You'll also need a T-Mobile voice plan, so you can factor in at least another $30 for your monthly tab.
High-Speed Data Access:
The G1 will support T-Mobile's 3G network, which will be more widely available by the time the phone is available. It also includes Wi-Fi support.
Plenty of Google Apps on Board:
The G1 will come with Gmail, Google Maps (with Street View), YouTube, Google Talk and a Chrome-like Web browser. About.com's Guide to GPS has an article that provides more information about the G1's GPS capabilities.
Messaging:
You're not limited to Gmail e-mail accounts; the G1 includes an HTML e-mail client that also supports POP3 and IMAP accounts, as well as Web-based e-mail accounts. It will not support Microsoft Exchange servers, though.
Music and More:
An agreement with Amazon.com will allow G1 users direct access to the Amazon MP3 store, which offers downloads of DRM-free songs. You can download songs directly to your G1 phone. The G1 also includes a 3-megapixel camera with autofocus, but it will capture still photos only--no video.
Android App Store:
Officially called "Android Market," this is the G1's version of Apple's App Store. T-Mobile says the Market will feature dozens of downloadable apps by the time the G1 is available.
dimanche, août 03, 2008
dimanche, mars 02, 2008
::Meiji Shrine::
On February 11 from 10:00 am, "Kigensai", a ritual ceremony commemorating the foundation of Japan, is held at Meiji Jingu.
It is said that Emperor Jinmu, the first Emperor of Japan, was enthroned at Kashihara-no-miya in Nara prefecture on this day 2668 years ago.
During "Kigensai", Shinto priests in festive attire offer food and recite prayers.
Meiji Jingu is the Shinto shrine dedicated to the divine souls of Emperor Meiji and his consort, Emperor Shoken. Emperor Meiji passed away in 1912 and Empress Shoken in 1914. After their demise, people wished to commemorate their virtues and to venerate them forever, and so this shrine was constructed, and their souls were enshrined on November 1, 1920.
Emperor Meiji
Emperor Meiji, the second son of Emperor Komei, was born on November 3, 1852 in Kyoto and named Mutsuhito. Ascending the throne at the age of sixteen, he announced The Five Major Policies, and fulfilled the Meiji Restoration.
During the Meiji Era (1868-912), Japan flourished the Meiji Constitution, established parliamentary institutions, promoted friendship with overseas countries, and fostered the development of the nation in every cultural field. It was the most glorious and prosperous period of all the Japanese history of more than 2,000 years. It was in that period that the bases of modern Japan were built up. After his demise in 1912, he was buried in the Fushimi Momoyama Ryo (Graveyard) in Kyoto, his soul being enshrined in Meiji Jingu.
dimanche, février 24, 2008
A military coup story dating back to 1969
A military coup story dating back to 1969
by
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
by
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Süleyman Demirel was Turkey’s PM in 1969, when the nation was on the verge of a military coup, according to recently unveiled US State Department files.
The US State Department has declassified confidential documents on developments between 1969 and 1972. Among these reports is one report from 1969 that mentions a coup attempt in Turkey.
The document asserts that high-level military officers came together in May to threaten Parliament; Turkey almost underwent another coup that year.
The information on this document was not entirely published by Turkish dailies, which noted that Turkey was on the verge of a military coup in 1969. Back then, Süleyman Demirel was prime minister. After the news broke, Demirel told the story to a columnist, asserting that he prevented the coup by complying with the military's demands. He underlines that the military states their demands, recalling that they would initiate a coup unless their demands are fulfilled. The demands are considered accordingly and the coup is prevented. Hasan Celal Güzel, a prominent Turkish politician, made a comment on the incident via a joke published in his column in the Radikal daily. A young and pretty woman explains what she went through on a sea voyage. The captain of the vessel told her he would burn it down the if she did not have sex with him. The audience asks her, "So, what did you do?" The beautiful young replies, "I saved the vessel of course."
Coup attempt in May 1969
What happened in 1969 and why did the military attempt to stage a coup?It is not actually that secret; this is a well-known public story -- the declassified US documents made us remember the past, that's all. Let me give a brief summary of what happened and why the attempt was made.
The members of the Democrat Party (DP) are banned from involvement in political activities following the May 27, 1960 military coup. The Justice Party (AP), founded as an extension of the banned DP, makes frequent promises that it will seek to reintroduce these political rights to ensure their re-admission into politics. Elections are coming up, to be held in October of 1969. The AP asks for majority support to amend the Constitution so that the political rights of the former politicians are restored. The main opposition Republican People's Party (CHP) makes a wise move to abort the AP's attack, proposing a constitutional amendment for the reintroduction of the political rights. The AP is perplexed by the offer because AP leader Demirel was not actually in favor of reinstitution of the political rights, considering that he would have to step down if the former DP members were reinstated.
The military did what Demirel had actually wanted; newspapers published reports indicating that the military was upset with the preparations for a constitutional amendment. The military views the return of the former DP figures -- former Turkish President President Celal Bayar in particular -- to political life as a challenge and a move that would be in defiance of the May 27 military coup. They tell the papers that the 1961 Constitution represents the army's honor and that they wouldn't allow such a move. The media statements are followed by an organized attempt carefully planned at military headquarters. On May 16, 1969, the army officers -- Chief of General Staff Gen. Memduh Tağmaç and the heads of the military's respective branches -- and the president meet at Çankaya Palace. The participants agree in the meeting to take measures to prevent any constitutional amendment. The decisions made at the meeting are published by newspapers, which refer to them as a military memorandum.
Background of the coup
Newspaper headlines read "Army decisive," implying that the military will seize power if the constitutional amendment is endorsed at the Senate. The CHP leader who put forward the proposal does not give up on his move, though. The Republic's number-two man, İsmet İnönü, was subjected to extreme criticism. Despite this, he did not waver in his position. Ultimately, the military tanks hit the streets on May 21, the day set for the Senate meetings where the proposal would be discussed. The coup threat thus becomes eminent. Demirel, taking into consideration that İnönü will not change his position, prevents adoption of the constitutional amendment by resorting to certain voting tricks in the senate. Now, he asserts that he deadlocked the senate to prevent a military coup.
In the background, Demirel stands behind this coup attempt. Demirel feels that he will lose the battle with İnönü, who resorts to a wise move. His rejection of the constitutional amendment will be perceived by his constituents as betrayal to the political cause; if he endorses the amendment, the former DP figures will take over and he will lose party control. Demirel uses the military to implement his plan and achieve his goals. He provokes the military, implying that adoption of the constitutional amendment will erode the military's image. Abdi İpekçi, a renowned journalist, makes mention in his column in daily Milliyet on May 21 of some AP figures who give instructions to the military. They tell the military officers to put pressure on İnönü to withdraw the proposal for constitutional amendment.
The part of this story, which features the tactical war between Demirel and İnönü, falls perfectly into the type of political realism that Machiavelli speaks of. Demirel is looking out for his own political interests by way of backstabbing the DP members whose fortunes he feeds off of. But the part which falls outside the realm of realism is that soldiers were mobilized for this affair.
Five months later, the constitutional amendment is adopted at the senate. This time, it is annulled by the Constitutional Court. The simple question that needs to be asked here to understand the backstage developments is this: Why did the military remain silent this time, while it made it clear that it would seize power if the amendment was endorsed by the senate five months ago? There is only one answer to this question: Nothing has changed except Demirel's political considerations and priorities. General elections have been held, DP figures did not make it to the party lists; in other words, Demirel is relieved. Following this incident, the former DP figures decided to leave the AP to form a new party under the presidency of Ferruh Bozbeyli.
A detailed review of this case will shed light on Turkey's history of coups. The documents declassified by the US State Department include a CIA report on developments following the March 12, 1971 military coup. The report states that the military will preserve their position as the final decision-making authority. The coup attempt in May 1969 shows that this conclusion is not that correct. It seems that the military reserves the final word, but in reality, there is always someone who makes them say the final word. Demirel is the one who played the influential role in the 1969 coup attempt.
It is possible to make the same argument in regard to the postmodern military coup on Feb. 28, 1997. Demirel was president this time, 28 years after the incident. He now asserts that he softened the content of the military memo and warning on Feb. 28 and prevented more influential military involvement. No single person from the military wing of the Feb. 28 process has made any statement. It is obvious that this postmodern coup was planned and plotted by a broad coalition who persuaded the military to take action. Coincidentally, this time as well, Demirel appears to be the main actor in the action.
Turkey's history of coups is not limited to the military's attempts to seize political power. Unprincipled politicians seek help from the military in their troubled times. They achieve their political goals by provoking the military establishment.
